Aybastı Söz

Söyleyecek sözü,değiştirecek gücü olanların gazetesi

Ali Rıza Meydan

İSTANBULLU SEDAT- NECDET PİŞMİŞLER

644188_667873876559439_445530657_nHain tuzaklarda, kan uykularda, vurulduk ey halkım.Unutma bizi!

Usumuza düştükçe söylediğimiz, dillerimize doladığımız bir söz dizimi değildir. Hakkı verilerek alınacak, alınlara kazanılacak bir isim arar durursa eğer, işte o kişi bulunmuştur.Yıl 1956 kimselerin duymadığı, adını sanını sayıklamadan gök yüzüne yerleşen yıldızlardan bir tane daha eklenmiştir, adı sorulmadan esamesi okunmadan, kadir çavuşun dediğince de; esbabu mucidesi sorulmadan bir yıldızdır yalnızca.

Gençliği özel  denilecek okullarda geçmiş, ülkenin sayılı üniversitelerinden olan İstanbul Teknik Üniversitesi’nin İnşaat Mühensiliği’ne ilk 5.te girmiş.

Okuldaki arkadaşlarıyla bir ramazan günü tanışarak sınıfına girer, yurt arkadaşı olabilen bir insan, ramazan orucuna niyetlenmiş bir inanç adamı, sınıfsal mücadelede yerini alma kararını verebilen militan bir derviştir O.

Hem dervişlik hem militanlık ayni kapta kaynamaz diyenlere inat, yaşanılacak süreçleri görebilen bir aydındır O. Arkadaş çevresini örmesini bilen, yaşamı kendi elleriyle dikebilen bir mühendis adayı olan ve kuracağı inşaatların en görkemini yaşarken planlarıyla yükseltebilen bir usta mühendistir O. Siyasi mücadelesine katıldı Devrimci -Sol saflarında, bir militan olmadı, gökten sunulmadı, ben neyim demeden hesap sormadı, imecelik yapısı, ahlak bekçisi, ideal dünyayı kurabilmek için çıktı yola bir mücadelenin sonunda düştü, esir edildi ve teslim olmadan dik duruşuyla da işte benim törem bu dedi. Oligarşinin zindanlarında kaldığı süre içerisinde gösterdiği arkadaşlık ve örgüt bilinciyle de sevildi, tutuldu ve yıldızlaşarak bir önder gücüne erişti. 26 Ağustos 1979 günü esir tutulduğu cezaevinden firar etti, arkadaşlarıyla bir dönem İstanbul içerisinde Dev-Sol saflarının devrimci şavaş birliklerinde, önderlik etti, kırsal örgütlenmesi adına Ordu-Aybastı ilçesine gönderildiğinde mayıs 80’i gösteriyordu. İstanbullu Sedat olarak geldiği andan itibaren yoldaşlarının içinde önderliği tartışılmaz oldu. Üstünde olan yoldaşı Sedat (necdet pişmişler)’in sınıf bilinci, kararlılığı, olay ve zamana hakimiyeti karşısında ezildi, onurlandı ve içinde yaşattığı devrimci ahlak ve sevdasıyla daima Sedat yoldaşını el üstünde tuttu.

Yöre örgütlenmesine, militan olmanın, önder geçmiş ve tutarlılığıyla ağırlığını koymasını bildi. Eylem adamı, ideolog insanıydı. Eylemler içindeki soğuk kanlılığı, gidişatı görebilme yeteneği, bilmediği çevreyi okuyabilme özelliğiyle de önderdi. Arkadaşlarını kaybettiği mağaralar önü çatışmasındaki pozisyonu devrimci eylem adamlılığına bir örnekti. Mağaralar önünde bir grup arkadaşıyla dinlenirken etrafı, oligarşinin resmi ve sivil güçlerince sarıldığını bilmiyorlardı. O, ihtiyaç gidermek için ırmak kenarına gittiğinde çatışma başladı, ne olduğunu tam anlayamadan olay yerine ulaşmaya çalıştı. Arkadaşları bıraktığı yerde yok, çatışma devam ediyordu, devrimci önderliğini, militanlığını gösterdi ve belli zaman sonunda arkadaşlarının düştüğünü(Vedat-Aydın-Ferudun-Mehmet) Muzaffer, Kemal’in yakalandığını ve diğer yoldaşlarının kaybolduğunu sezmişti, kendisinin bu çatışmadan sağ kurtulması gerekiyordu, su dökünmek için girdiği ırmak içerisinde elinde silahıyla kaldı, hava gereksinimi duyduğu anlarda kafasını su yüzüne çıkartarak saatlerce su altında kalır, gecenin ileri saatlerinde çevresindeki oligarşik güçlerinin tamamen çekildiğine inandığı an, su yüzüne çıkarak ve gece karanlığında tahmini yön bulma tekniğiyle ulaşması gereken yere ulaştığında, olayın acı tablosunu alır ve değerlendirmelerini yapar. Dört devrim şehidi, iki yaralı ve iki esirle, Aybastı mücadele tarihindeki en kanlı gün mağaralar önü pususu olarak geçer. Nokta ve 12 eylül 1980 Aybastı yöresine darbe vurmaya devam etmişti.

  Bir çok tutsak bundan sonra verilecek ve şehitlerimizi vermeye devam edecektik. Ama İstanbullu Sedat(Necdet Pişmişler)bütün bu kanlı, acı tablolar karşısında yılmaz önderliğini kaybetmeden yorumluyor, bölge dışına çıkmayı düşünmüyordu. Aybastı halkına inanmış, sıcaklığı yaşamış, bu insanların devrim düşüncesinden yararlanmasını istemekte direniyordu. Bu yörede önderlik yaptığı, katıldığı faizcilere son kampanyası, meraların halk adına açılması mücadelesi, patates-fındıkta alın teri mücadelesi, faşistlere karşı ortak mücadele, devrimci örgüt ve kararlılık anlayışı, kırsal alan örgütlenmesi, arkadaş ilişkileri ve devrimcilik bilinci, halkın değerlerine saygı bütünlüğündeki Dev-Sol, yoksul halkın yanındadır şiarıyla yığınları saflara çekmesini bildi.

  12 Eylül 1980 sonrası yaşanılan sert müdahale ve kış, bahar koşullarında kaldığı az bir örgüt arkadaşıyla bu yörede ad saldı. Saklanmaktan ziyade esir düşen arkadaşlarına, MK oluşumuna desteğini göstermek, çıkacak muhbir-jurnalcı ve hainlere korku saldı, yoldaşlarına güven katmaya devam etti. Defalarca bölge dışına çıkması telkin edildiyse de, mezar taşındaki sözleri doğrularcasına: ‘’Özgürlük rüzgarıyım ben, eseceğim üstünde Aybastı’nın, eseceğim üstünde Dünya’nın.’’inancını gösterdi.

   Takvim yapraklarının Alankent-Kayıncık mahallesi altındaki Sağırkaya olarak bilinen dağlık arazide pusu ve hainler yerini tesbit ettiğindeyse, silahıyla, slogan ve marşlarıyla çarpışmaya başladı, teslim olmak yoktu inancında, esir düşmek yoktu bilincinde, daha önceki esir düştüğünde yaşamıştı olacak olanları, saatlerce savaştı, etrafı çevrilmiş, kurtulması mucizeler içerisinde yoktu,.hiç düşünmedi tek başına kurtulmayı, teslim olmayı, elindeki silahın namlusu kızgınlaşmış, kabzası isabet eden mermilerle parçalanmıştı ama silahı düşmüşse de, inancı-öfkesi ayaktaydı. Oligarşiye; sözle, türkü ve sloganlarla direndi, tabancasında kalan sayılı mermileri idareli kullanmayı bilirdi, daha da idareye gitti. Bir gece bölge geçişimizde yeni alınan mekap ayakkabısını ayağından çıkartıp bağcıklarını da bir birine bağlayarak boyununa astığını gördüm. Yolumuz engebeli, sarp ve taşlarla kaplıydı, yağmur yağıyor ve bizler çamura batıp çıkarak ilerliyorduk.Sordum, ‘neden’ diye.Yanıtı samimi ve kararlıydı: ‘’Bir daha arkadaşlarım bana ayakkabı alamayabilir, onun için idareli kullanmalıyız.’’ demişti. Bir ayakkabısının nasıl kullanılmasını düşünebilen bir yoldaş, cephanesini ve gelecek merminin hızını da hesaplayabilirdi. O, bir mühendis adayı olduğunu biliyordu ama işte buradaki mühendisliği, insan olmuştu.

  Gün boyu süren çatışma sonunda vücuduna aldığı onlarca mermi sonucunda, Alankent-Kayıncık Sağırkaya sustu, tam anlamıyla da insanlık yörenin adına uygun olarak SAĞIRlaştı.Üzerinden  çıkan malzemeler ise; bir miktar cephane, bir parça ekmek ve Mahir Çayan’ın bütün yazılarıydı. İlginçliyi ise; bütün yazıların tüm sayfaları, yeniden değerlendirilmeye alınmış, ekler yapılmış biçimde kenarlarına ve her yanına okla bir şeyler yazılmıştı. Kitabın bütün sayfaları ayni şekilde açılmıştı, operasyona katılan yüzbaşının ilk açıklaması; ‘’Arkadaşlar ilk kez bu kadar büyük bir adamı yakaladık olur…’’

  Devlet töreni istemezdi elbette ama normal insanlar gibi gömülmek de hayalinde yoktu belki de, ama insan olduğunun bilinmesi ve ona göre tavır alınmasını beklerdi. Oligarşi hazımsızdı, din ve ahlak uygulamalarını dahi unutmuşlar, ölü bedenine tekrarından kurşun sıkmışlardı, ürkmüşlerdi adı ve önderliğinden. Tek emir vermişti oligarşi: ‘’Kimsesizler mezarlığına dahi koyulmak istenilmiyordu velakin Aybastı’nın yiğit evlatlarından birisi ‘Kör Senayi’ olarak bilinen yiğit kabadayı, belediye işçileri ve aracıyla taşınan naşın, bir yere konulması istenildiğinde, ‘’Hiç değilse bir yere taş koyun, mezarı belli olsun, öfkesini gösterip gün gelir arkadaşları hesap sorar sizden.’’ demiş.Bugün o yiğit kabadayıyla ayni alanda, karşılıklı bakışıyorsun İstanbullu Sedat(Necdet Pişmişler) yoldaşım!Yıllar sonrası, tam 32 yılın sonunda, kimsesiz olmadığını, hesap sormaya gelen arkadaşlarının iz sürümü sonunda, üzerine örttüğün çamurlarına işaret takıldı, mezarın yapıldı, seni oraya elbisen ve battaniyeyle atanlarsa, isimsiz ve zavallı olarak yerleri, adları ve cisimleri kalmadı.İşte sen; omuzlardasın, alınlarda yıldızsı!.

Mezar taşında; doğum 1956, ölüm 10 ekim 1981. Yanı başında silahına örnek biçimdeyse, ‘’Hain tuzaklarda, kan uykularda vurulduk, ey halkım. Unutma bizi!’’ sözüne ilaveten baş taşının sana bakan yüzünde; ‘’Öldüğümde şafak vaktinde, yarın. Gelip ağlamayın başında mezarımın, Olmayacağım altında toprağın, Özgürlük rüzgarıyım ben, Eseceğim üstünde Aybastı’nın, Eseceğim üstünde Dünya’nın…’’mısralarıyla seni selamlıyor arkadaş, yoldaş ve halkın…

Işıklar diyarında kal, bak yine bir ramazan içinde girdin toprağına, rahat uyu, and olsun adına, tüm yıldızlar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: